İçeriğe geç

Büyüyen kalp tekrar küçülür mü ?

İstanbul’da Kalbin Büyümesi: Sessiz Bir Dönüşümün İzleri

Bugünkü makalemizde “Büyüyen kalp tekrar küçülür mü” ile ilgili dikkat edilmesi gereken noktaları inceliyoruz.

İstanbul’da 29 yaşında, bir sivil toplum kuruluşunda çalışan biri olarak her gün aynı şey oluyor gibi görünüyor ama aslında hiçbir gün birbirine benzemiyor. Sabah metrobüste yüzlerce insanla yan yana sıkışırken, öğlen bir saha ziyaretinde bambaşka bir hayatın içine girerken, akşam ofiste rapor hazırlarken… her an insanın içini büyüten ya da daraltan bir şeyle karşılaşıyorum.

Zamanla şunu fark ettim: Kalbin büyüdüğünü nasıl anlarız? sorusu sadece duygusal bir mesele değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adaletle doğrudan ilgili bir şey. Çünkü kalp, sadece sevdiklerimizle değil; görmeyi seçtiğimiz ya da görmezden geldiğimiz insanlarla da şekilleniyor.

Kalbin büyümesi: Görmekle başlaması

Kalbin büyümesi çoğu zaman bir “fark etme” anıyla başlıyor. Ben bunu en çok toplu taşımada hissediyorum. Özellikle sabah saatlerinde metrobüste.

Bir gün, yanımda ayakta duran yaşlı bir kadın vardı. Elinde ağır bir poşet, yüzünde yorgunluk. Kimse yer vermedi. İnsanların gözleri telefondaydı. O an içimde garip bir huzursuzluk hissettim. Sadece yer vermek değil mesele; kimsenin onu “görmemesi” daha ağırdı.

Bir süre sonra biri yer verdiğinde kadının yüzündeki rahatlama bana çok şey anlattı. Kalbin büyüdüğünü nasıl anlarız? belki de tam olarak burada başlıyor: başkasının yükünü fark ettiğimiz anda.

Toplumsal cinsiyet: Görünmeyen yükler

Çalıştığım saha projelerinde en çok karşılaştığım konulardan biri toplumsal cinsiyet eşitsizliği. Bunu sadece raporlarda okumuyorum; ev ziyaretlerinde, kadınların anlattıklarında, bazen sessizliklerinde duyuyorum.

Bir defasında bir kadın şöyle demişti:

“Ben yorulmayı normal sanıyordum.”

Bu cümle zihnimde uzun süre kaldı. Çünkü bazı insanlar için yorgunluk bile kişisel bir mesele değil, toplumsal bir kader gibi yaşanıyor.

Kalbin büyüdüğünü nasıl anlarız? sorusunun cevabını burada daha net görüyorum. Eğer bir insanın “normal” sandığı yükü sorgulamaya başlıyorsan, kalbin büyümeye başlamış demektir.

Ofiste çalışan kadın arkadaşlarımın anlattıkları da farklı değil. Terfi süreçlerinde “uyumlu” olmanın “yetkin” olmaktan daha önemli sayıldığı anlar… ya da erkek çalışanların daha az sorgulandığı toplantılar… bunlar sadece iş değil, aynı zamanda görünmeyen bir eşitsizlik dili.

Görünmeyen emeği fark etmek

Kadınların ev içi emeği çoğu zaman istatistiklerde bile eksik kalıyor. Ama saha çalışmalarında bunu çok net görüyorsun: çocuk bakımı, yaşlı bakımı, evin tüm duygusal yükü…

Bir ev ziyaretinde genç bir kadın şunu söylemişti:

“Ben aslında gün boyu çalışıyorum ama kimse bunu iş saymıyor.”

O an kalbin büyümesi dediğim şeyin sadece empati değil, aynı zamanda adalet duygusuyla ilgili olduğunu anladım. Çünkü görmek yetmiyor; gördüğünü adlandırmak ve kabul etmek gerekiyor.

Çeşitlilik: Aynı şehirde farklı hayatlar

İstanbul’da yaşamak, aynı anda yüzlerce farklı hayatın içinde yürümek gibi. Ama bu çeşitlilik her zaman eşit bir şekilde yaşanmıyor.

Bir gün bir göçmen destek merkezine gittiğimde Suriyeli bir gençle konuşmuştum. Türkçeyi yeni öğreniyordu. Gözlerinde hem umut hem de sürekli bir tetikte olma hali vardı.

“Burada kalabilir miyim bilmiyorum ama deniyorum,” demişti.

O cümle çok basit görünür ama içinde büyük bir belirsizlik taşıyor. Kalbin büyüdüğünü nasıl anlarız? belki de bir insanın “güvende hissetme hakkını” düşündüğümüzde başlıyor.

Çeşitlilik sadece kültürel bir zenginlik değil, aynı zamanda eşitsizlikleri de görünür kılan bir alan. Çünkü herkes aynı şehirde yaşasa da aynı şehirde yaşamıyor.

Engellilik ve görünürlük meselesi

Bir başka saha ziyaretinde bir görme engelli bireyle konuşmuştum. Toplu taşımada yaşadığı zorlukları anlatırken en çok şuna takılmıştı:

“İnsanlar bana yardım ederken bile beni yok sayıyor.”

Bu cümle, yardımın bile bazen dışlayıcı olabileceğini gösteriyor. Kalbin büyümesi burada başka bir şeye dönüşüyor: sadece yardım etmek değil, birlikte var olmayı öğrenmek.

Sosyal adalet: Sadece kavram değil, gündelik bir deneyim

Sosyal adalet kavramını akademik metinlerde okumak başka, sokakta görmek başka. Benim için bu fark, en çok iş görüşmesine giden gençlerin hikâyelerinde belirginleşiyor.

Bir genç, defalarca iş görüşmesine çağrıldığını ama “deneyimsiz” olduğu için alınmadığını anlatmıştı. Ama deneyim kazanmak için de işe alınması gerekiyordu. Bu döngü, sadece ekonomik değil, aynı zamanda duygusal bir yorgunluk yaratıyor.

Kalbin büyüdüğünü nasıl anlarız? belki de bu döngüleri fark ettiğimizde başlıyor. Çünkü artık sadece bireyleri değil, sistemleri de düşünmeye başlıyoruz.

Görmezden gelmenin ağırlığı

Sokakta yürürken bazen evsiz insanlarla karşılaşıyorum. Çoğu zaman insanlar göz temasından kaçıyor. Ben de bir dönem kaçtığımı fark ettim. Çünkü görmek sorumluluk yaratıyor.

Ama sonra şunu düşündüm: Görmemek gerçekten daha mı kolay?

Kalp büyüdükçe, görmezden gelmek zorlaşıyor. Çünkü artık her yüz bir hikâyeye dönüşüyor.

Kalbin büyüdüğünü nasıl anlarız?

Bu sorunun tek bir cevabı yok. Ama zamanla şunu fark ettim: Kalbin büyüdüğünü nasıl anlarız? sorusu aslında bir davranış değişikliğinde gizli.

Bir insanın hikâyesini dinlerken sabırsızlanmıyorsan, bir başkasının acısını kendi hayatından bağımsız görmüyorsan, “beni ilgilendirmez” demek yerine “bunu nasıl değiştirebiliriz?” diye soruyorsan… kalbin büyümeye başlamıştır.

Bu büyüme romantik bir süreç değil. Aksine bazen rahatsız edici. Çünkü seni konfor alanından çıkarıyor.

Gündelik hayatta küçük kırılmalar

Bir gün ofiste bir arkadaşım, toplantıda bir erkeğin sözünün sürekli kesildiğini fark etti. Önceden olsa belki kimse üzerinde durmazdı. Ama o an durdu ve “bir saniye, onu dinleyelim” dedi.

Bu küçük müdahale bile ortamın havasını değiştirdi. İşte kalbin büyümesi bazen böyle sessiz anlarda ortaya çıkıyor.

Empatiden öte bir şey

Empati önemli ama yeterli değil. Çünkü empati bazen sadece hissetmekle sınırlı kalabilir. Kalbin büyümesi ise hareket etmeyi de içerir.

Bir çocuk için, bir kadın için, bir göçmen için, bir engelli birey için ya da kimliği nedeniyle dışlanan biri için… sadece üzülmek değil, yapısal olarak neyin değişmesi gerektiğini düşünmek gerekir.

Değişimin günlük hali

Bazen değişim büyük projelerde değil, küçük kararların içinde olur. Birine söz hakkı vermek, bir önyargıyı fark etmek, bir hikâyeyi yarıda kesmemek…

Bunlar küçük gibi görünür ama kalbi büyüten şeyler tam da bunlardır.

Sonuç gibi değil, devam eden bir süreç

İstanbul’da her gün yeni bir şey öğreniyorum. Kalbin büyümesi bir noktaya varılan bir durum değil; sürekli devam eden bir hal.

Sokakta gördüğüm her yüz, toplu taşımada yan yana oturduğum her insan, ofiste duyduğum her hikâye bana aynı şeyi hatırlatıyor: İnsanlar sadece birey değil, aynı zamanda bir sistemin parçası.

Kalbin büyüdüğünü nasıl anlarız? sorusu da belki bu yüzden önemli. Çünkü bu soru, bizi sadece kendimize değil, başkalarına da bakmaya zorluyor.

Ve en sonunda şunu fark ediyorum: Kalp büyüdükçe dünya küçülmüyor, daha görünür hale geliyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
elexbet